|
..:: OMİRİLİK YARALANMASI ::..
Omurilik yaralanmaları günümüzde oldukça yaygın görülen,
önemli sosyal ve ekonomik problemlere yol açan sağlık
sorunlardan biridir. Akut omurilik yaralanmaları en sık
motorlu araç kazaları, spor yaralanmaları, iş kazaları,
düşmeler ve şiddet olayları sonucu ortaya
çıkmaktadır(1,2). Kraus ve arkadaşları, Amerika Birleşik
Devletleri’nde 1975 yılında yaptıkları bir araştırmada,
bu ülkede bulunan omurilik yaralanmalı hastaların yıllık
bakım ve tedavi masraflarının 2 milyar doları aştığını
hesaplamışlardır(1). Akut omurilik yaralanmalarının
patofizyolojisinde primer ve sekonder yaralanma
mekanizmaları rol alır.
Omurilik yaralanmalarında tedavinin amacı sekonder
yaralanmayı azaltarak nöron kaybını ve buna bağlı
gelişen nörolojik fonksiyon kaybını en aza indirgemektir.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; travma sonrası
lezyon seviyesini geçerek, distalde fizyolojik
bağlantılarını sürdüren %5-10 kortikal nöron, hastaya
istemli hareketlerinin korunmasında önemli bir avantaj
sağlamaktadır(5). Bu hedefleri gerçekleştirmek
doğrultusunda uygulanan tedaviler başlıca; temel destek
tedavileri, nöron koruyucu tedaviler ve cerrahi tedavi
olarak sınıflandırılabilir. Herhangi bir tedavinin
etkinliği ancak iyi yapılmış laboratuvar ve klinik
çalışmalarla ortaya konabilir. Klinik çalışmalarda,
çalışmanın yapılış şekline göre değişik kanıt dereceleri
verilmiştir (Tablo 1). Buna göre; kanıt derecesi I:
düzgün, iyi planlanmış, randomize, kontrollü klinik
çalışma; kanıt derecesi II: prospektif, kontrol gruplu
fakat randomize olmayan klinik çalışma; kanıt derecesi
III ise olgu sunumları ve uzman görüşleri olarak
sınıflandırılmıştır.
Nörolojik defisitlerin düzeltilmesine yönelik
farmakolojik tedavi henüz deneysel aşamada bulunmaktadır.
Bu hasta grubuna mevcut durumlarına uyum sağlamalarına
yardımcı olan rehabilitasyon tedavisi uygulanmaktadır.
Sekonder yaralanmayı en aza indirgemek için alınacak
bazı klinik önlemler vardır. Bunlar başlıca; taşikardi
ve bradikardinin kontrol altına alınarak kalp hızının
50-120 atım/dakika arasında tutulması, vücut ısısının
38°C altında olması, hipokseminin önlenmesi gibi temel
yaşam bulgularının normal hale getirilmesine yönelik
önlemlerdir. Bu önlemler aslında D. Miller tarafından
kafa travmalarının tedavisinde de dikkat edilmesi
gereken klinik önlemlerin bir kısmını oluşturmaktadır.
Nöronları korumak amacıyla özellikle sekonder
yaralanmanın farmakolojik tedavisinde deneysel bazda
çeşitli farmakolojik ajanlar üzerinde çalışılmıştır.
Sekonder omurilik yaralanmasının tedavisinde
kullanılacak farmakolojik ajanın, bu yaralanma sırasında
yaralanmaya yol açan aktif yollardan en az birisini
bloke etmesinin, örneğin lipid peroksidasyonu
durudurarak veya serbest radikalleri ortamdan
uzaklaştırarak yaralanma etkilerini en aza
indirebileceği hipotezinden yola çıkılmış ve bu amaçla
metilprednizolon sodyum suksinat, nalokson, melatonin,
TRH v.b ajanlar kullanılmıştır.Omurilik travmasının
tedavisinde kullanılan başlıca farmakolojik ajanlar
aşağıda ayrıntılı olarak incelenmiştir. |